Türkiye’nin yeni 64 kampüs cezaevi yapması ve çocuk hükümlüleri tek bir çatı altında kampüs cezaevlerine toplaması, doğal olarak cezaevleri özelleştiriyor mu sorularını akla getiriyor. Tüm bu soruları, onarıcı adalet kavramını, denetimli-serbestlik yasasını ve örnekleriyle birlikte CİSST Derneği başkanı Zafer Kıraç ile konuştuk.
Ceza İnfaz Sistemi Sivil Toplum Derneği Başkanı Zafer Kıraç ile dün yaptığımız söyleşide çocuk cezaevlerinin durumunu konuşmuştuk.
insanhaber.com olarak bugün yayınlanacak ikinci kısımda, yavaş yavaş şehir cezaevlerinden vazgeçilip kampüs cezaevlerine geçilmesini ve bunun nedenlerini, onarıcı adaletin ne olduğunu, denetimli-serbestlik yasasının hangi koşullarda ve ne derece uygulandığını örnekleriyle konuştuk.
Zafer Kıraç bizimle paylaştığı istatistiklerde Almanya-Türkiye arasındaki geçmiş yıllardaki mahpus sayısı ve iki ülkenin bu konudaki gelişimi aşağıdaki tabloda görülüyor:
Yeni 64 adet cezaevinin yapıldığından bahsettiniz. Biz de hapishaneler bu ‘öngörü’ nedeni ile mi yapılıyor?
Önümüzde birkaç öngörümüz var. Hapishaneler özelleştirilebilir. Amerika modeli var önümüzde çünkü. Amerikanlar kolay hapsetmeye başladı ve özelleştirdi hapishaneleri. Amerika’da yapılan bir özelleştirme kontratı gördük. Şirket eyaletten bu hapishaneyi işletmek için %90 doluluk istiyordu. Böyle bir madde var mevcut kontratta. Dolayısı ile eyalet mahkemeleri daha çok insan tutuklayacak. Yani çirkin bir yere doğru gidiyor iş. Tüm bu yaşananları değerlendirdiğimizde “Acaba Türkiye buna doğru mu gidiyor?” diye düşünüyoruz.
Almanya | NUFÜS | 2009 MAHPUS SAYISI | 2014 – MAHPUS SAYISI | 2020 – MAHPUS SAYISI HEDEFİ | |
82-85 milyon | 80 bin | 55 bin | 40 bin | ||
Türkiye | NUFÜS | 2006 MAHPUS SAYISI | 2014 – MAHPUS SAYISI | 2020 – MAHPUS SAYISI HEDEFİ | |
75 milyon | 67-70 | 145 800 | 280 bin | ||
Almanya beş yıl önce “Ben hapsetmeyi azaltacağım.” diye bir karar aldı. İstatistiklere baktığınız zaman bundan 5-6 yıl önce yakın olan mahpus sayıları, bugün birbirinin iki katı vaziyetinde. Ve Adalet Bakanlığı 2020 hedefine göre 64 yeni kampüs cezaevinin ihalesini yaptı! | |||||
Eğer böyle bir öngörü yapıyorsak, bunu önlemek için bazı mekanizmaları devreye sokmamız gerekmez mi?
Evet sokması gerekiyor. Almanya bu sayıyı düşürmek için para harcarken bunu denetimli-serbestliğe harcıyor. Hapsetmeden bu işi halletmeye çalışıyor. Başka bir örnek vereyim. Norveç’teki hapishane 350 kişilik. 351. kişi geldiğinde bir kişi çıkıyor. Yeni hapishane yapmıyor. Belçika yeni hapishane yapmıyor. Hatta Hollanda’dan hücre-oda kiralıyor. Çünkü hapishane yaparsan dolar. Bu işin kuralı bu.
Kampüs hapishaneleri de bu öngürüyü destekliyor…
Evet, bugün Silivri’nin, Maltepe’nin, Sincan’ın yanına dörder tane fabrika yapabilirsiniz. Muhtemelen bu tarz şeyler planlanabiliyor olabilir.
Peki mahpuslar içeride çalışmalı mı?
Çalışabilirler. Ama bununla ilgili kriterlerimiz var. Avrupa örneğin, bu konuyu da çözmüş durumda. Onlar dışarıdaki asgari ücetin yarısını ödüyorlar. Yarısını da bankada bloke ediyor. Mahpus dışarı çıktığında harcasın diye. Fakat bir anda toplu olarak harcayamıyor dışarı çıktığında da. Sadece faturalar – kira masrafları gibi masraflarını ödeyebiliyor. Yani mahpusun günlük yaşantısını, çıkınca garanti altına alıyorlar.
Biz de diyoruz ki. Asgari ücretin yarısı verilsin bu şekilde. Sigorta yapılsın. Gönüllü olsun, zorla kesinlikle olmamalı. Çalışanla-çalışmayan arasında ayrım yapılmamalı.
Mevcut kampüs hapishanelerinin yanına ek yeni kampüs hapishanelerinin yapılması bize neyi işaret ediyor?
İnsanları hapsetmek dünyanın her yerinde son çaredir. Dolayısı ile kafamız çok karışık. Buradan kim ne elde etmeye çalışıyor sorusuna çeşitli cevaplar verebiliyoruz sadece.
1- Halen vicdanen intikamcı adalete sahip olduğumuz için. Yani meseleyi onarmak için değil, intikam almak istediğimiz için. Hem toplum hem de iktidar olarak hapsederek iyileştirdiğimizi zannediyoruz.
2- İkincisi rant ile ilgili kaygılarımız var. Şu an 64 tane yeni kampüs yapılıyor. Bunu sorgulamamız gerekiyor. Bu ihaleleri kimler alıyor ve ne kadara yapıyor vs.
3- Şimdi biraz komplo teorisi gibi görünebilir. Fakat bir de üçüncü boyut var. Cezaevlerinin girişinde Jandarma olur. Avrupa Birliği yasası gereği; Jandarmalar’dan hapishanenin dış güvenliği alınacak ve infaz koruma memurları dış güvenliğe bakacak. Ve onlar dolayısı ile silahlı olacak. Sonucunda Türkiye’de ordu ve polisten sonra üçüncü bir silahlı kuvvet olarak infaz koruma memurları oluşacak. Yeni yapılacak 64 yeni cezaevini düşündüğümüzde bu sayı oldukça fazla.
Avrupa Birliği’nin bu tarz normlarını kabul ediyoruz da ‘onarıcı adalet’ ile ilgili kavramlarını neden görmezden geliyoruz?
Burada zihniyet işin içerisine giriyor. Tamamen intikam hali var bizde. Ben açık konuşayım ve bir şey anlatayım. İnfaz memurlarının eğitimi ile ilgili projeler gerçekleştiriyoruz. İnfaz memurlarının eğitimlerine katılmaya çalışıyoruz izin verildiği takdirde. Bir gün gittiğimiz bir seminer dersinde, genç bir infaz memuru söz isteyip “dayağın bir eğitim sistemi olduğunu düşünüyorum” dedi. Başka düşünen var mı diye sorduk. 250-300 kişilik bir salonda 70’e yakın parmak kalktı. Bunu iki ile çarpın. Çünkü mutlaka parmak kaldırmayanlar da vardır. Ve bunların tüm cezaevlerine dağıldığını düşünün. Dayak ile hala bir insanı eğitebileceğini düşünen bu yapı yeterli oluyor cezaevlerine. Üstüne üslük, zaten biz yeni memurlardan umutluyuz. Yaşlı-orta yaşlı memurlardan umudumuz yok. Yeni infaz koruma memurları “İnsan Hakları” dediği zaman “Hop, burada o işlemez” diyebiliyorlar. Yine herkesi içine katmıyoruz fakat var ki böyle durumlar, yaşıyoruz bunları.
HAPİSHANELERDE ÖLÜMLER |
|
TUTUKLU-HÜKÜMLÜ |
|
2009 |
287 |
2010 |
307 |
2011 |
321 |
2012 |
346 |
2013 |
316 |
Yani baktığınız zaman ring aracında yanarak ölenler bile “‘eceli ile öldü” olarak görülüyor bu ülkede. Bunu nasıl izah edeceğiz? Bu durumdan sonra ne ‘onarıcı adaleti’ ne ‘Hollanda normları’.
“İzleme Kurulları” diye valilik tarafından oluşturulan ve cezaevlerinin denetiminden sorumlu kurullar var. Cezaevlerinde bir çok sorun varken, “İzleme Kurulları” neden bunlara değinmiyor?
Evet böyle kurullar var fakat içlerinde STK’lar yok. Bağımsız değiller. Bu kurullar genelde vali yardımcıları tarafından kurulur. Ve üye seçimi ile ilgili ‘iyi vatandaş’ tanımı var. Avrupa’da ise İzleme Kurulları’nda eski mahpuslar var. Çünkü eski mahpus daha iyi anlar o ortamı, ‘işkence var mı, kötü muamele var mı, mahpus doğru mu söylüyor’ gibi.. Ama bizde İzleme Kurulları işlemiyor. Biz hiçbir şekilde izleme kurullarının raporlarına ulaşamıyoruz. Pozantı’da o çocuklarının olayından sonra ne olmuş, Şanlıurfa’daki yangından sonra ne olmuş, “İzleme Kurulları” nerede, ne zaman gelmişler bilmiyoruz. Şanlıurfa’da 8 kişilik koğuşlarda 18 kişinin kaldığını görmemiş mi bu kurullar? Görmüşlerse nereye başvurmuşlar, ne cevap gelmiş. Bunlara ulaşamıyoruz. Örneğin ben bu soruları soracağım için, izleme kuruluna giremiyorum tabi. Biz de “İzleme Kurulları” önceden haber verip gidiyorlar cezaevine.
Bu fotoğrafı ben bütün sunumlarımda kullanıyorum. Burası Silivri. Maltepe ve Sincan’da böyle. Başbakanlık İnsan Hakları Kurumu geçen Aralık ayında bir toplantı düzenledi. Sunumun arkasında sadece bu fotoğrafı kullandım. Sunumu bitirirken burayla ilgili burası sadece bir “depo” dedim. Çünkü burada insan olmaz. Burada çok iyi kavun-karpuz-patates olur. Burada mahkumları bir kenara ayırırdığımızda geriye kalan 3 bin memur var. Bu memurlarda umrunda değil kimsenin. Bu mekanla ilgili memurlar gözden çıkarılmış. Daha ileri bir olay anlatayım, Bolu’ya F tipi cezaevine gittiğimde gördük ki memurların lojmanlarının balkonları hapishaneye bakıyor. O binbir çeşit yeşilin olduğu, doğanın eşsiz güzelliğinin olduğu, dünyadan bir ton turistin görmeye geldiği Bolu’nun dağlarına değil, hapishaneye bakıyor lojman balkonları. Burada enteresan bir şey var. Bunu hissediyorsunuz. |
Daha önce cezaevine girmiş birinin tekrar cezaevine girme istatistiklerine baktığımızda nasıl bir sonuçla karşılaşıyoruz?
Modern infaz mantığı şudur. Kişi dışarı çıktıktan sonra ruhen ve bedenen ‘gerilemiş’ halde çıkmamalı. Ama bizde tam tersi. Ruhunu da bedenini de parçalıyoruz. Sonra o mahpus cezaevine yeniden suç işleyip geliyor.
%30-40’larda yeniden cezaevine giren mahpus sayısı. Çünkü içerideki insanların yüzde %20’sinin çıkınca gidecek bir yeri yok. İçeride 140 bin civarında insan var. Bu insanların yaklaşık 28 bin tanesinin evinin olmadığını görüyoruz.
Peki bu insanları hapsediyoruz da çıktıkları zaman o insanlarla neden ilgilemiyoruz?
TUTUKLU ÖĞRENCİLER |
Tutuklu öğrenciler üniversitedeki sınavlarına girmek için para ödüyorlar. Örneğin Edirne’den İstanbul’a sınava gelen bir öğrenci, araç-gidiş geliş, benzin, yeğmiyeler ve jandarma paralarını ödüyor devlete. Bu masraflar 2 bin TL’yi buluyor . |
Denetimli-serbestlik işlemiyor çünkü. Denetimli-serbestlik ilkesini hapsetmeden cezalandırma bazen de cezasının son üç yılını -iyi halliyse- dışarıda çekmesi için getirilen bir yasa. En son katıldığım bir konferasta Denetimli-Serbestlik ile ilgili yetkili kişi oradaydı. Rakamlar paylaştı. Son iki yılda 72 bin kişi yararlanmış bu yasadan. Ama 22 bin kadarı denetimli-serbestlik yasalarını ihlal ettiği için kapalı cezaevine geri dönmüş.
Etken ne peki bu geri dönüşlerde?
Mesela sen çocuksun. Bir şekilde denetimli-serbestlikten yararlanıyorsun. Hakim senden 100 temel eseri okumanı istiyor ve özet getirmeni istiyor, bu yasadan yararlanıp dışarı çıktıktan sonra Anadolu’daki bir çocuğu düşünün. Devlet “Bu kitaplar nasıl temin edilir? Kütüphaneden alınır mı?” hiçbir şekilde yol göstermiyor. Sonra bu çocuk bu görevi yerine getiremiyor ve geri dönüyor cezaevine. Çocuğu yönlendiren bir “Sosyal Hizmet” yok. Evi var mı, yol parası var mı ona bakmıyoruz.
Büyüklerde ise durum daha farklı. Belediye mesela çöp toplamak için denetim-serbestlikten yararlanan mahpus alır. Çünkü ücret ödemiyor belediye, kamu hizmeti kapsamında yapılıyor bu. Bu adam örneğin Ümraniye’den Şişli belediyesi’ne gelecek. Nasıl gelecek? Yol parası, yemek parası verilmiyor.
Avrupa’da denetimli-serbestlik nasıl işliyor?
Avrupa’da denetimli serbestlikte sivil toplum devreye giriyor. STK’lar hapishane çıkışlarında stant açıyorlar, diyorlar ki ‘bana gel’ ben senin barınma sorununu çözerim, bağımlıysan ben sana hastane de bulacağım, sana işte öğreteceğim. STK’lar paylaşıyor çıkan mahkumları. Ve devlette mahpus başına para veriyor STK’lara ve aradan çıkıyor. Devlet bütün parayı dışarıda harcıyor. Türkiye’de bir mahkumun devlete ayda maliyeti 1500 TL. Sen bunu dışarıda harcasan, suç işlemez. Ama sen suçu işleyip gelen insana harcıyorsun o parayı.
Medya ve halk cezaevlerinde yaşanan bu sürece yeterli düzeyde ilgi gösteriyor mu sizce?
Ünlü davalar, ünlü mahpuslar üzerinden cezaevlerini kurgulayan bir medya anlayışımız var. Yani 5-6 bin kişi üzerinden dönüyor hapishaneler. Herşey Ergenekon, Balyoz, KCK değil. Onlar olmasa gözden çıkarmışız. Medya gözden çıkarırsa, vatandaş; vatandaş gözden çıkarırsa da devlet çıkarıyor gözden ve böyle depo gibi kampüsler yapıyor. Yatırım yapıyor geleceğe.
YARIN: ÇHD’li AV. GÜÇLÜ SEVİMLİ ANLATIYOR
Soner Çetin / insanhaber.com
TWİTTER: @_scetin
Bir cevap yazın